|
Gectigimiz sene sondan bir onceki
haftaydi. Bursa ile Sukru Saracoglu’nda oynuyorduk. Iste o gun statta
bir ihtiyar sari-lacivert yurege gozum ilisiverdi birden.
Bir taraftan surekli saatine bakiyor, bir taraftan da gozleri sahadaki
sari-lacivert formali futbolculari suzuyordu. Mac bitti, bitecekti. Ben de
artik maci birakip, bu ihtiyari takip ediyordum. Kirlasmis ve onden
seyrelmis saclari, kizarmis cenesi, boynundan asagiya sarkan Fenerbahce
atkisi ile o mavi ve de yorgun gozleri.
Sanki uzun yillardan beri taniyordum onu. Belki de cocuklugumun
Izmir’indeki henuz apartmanlasmamis arsalarda mahalle maci yaptigimiz
yillarda, maclari yaptigimiz arsanin sahibi Rodos muhaciri Sukru dedeye
olan benzerliginden oturu sanki bu ihtiyari cocuklugumdan beri taniyor
gibiydim.
Rahmetli Sukru dede de Fenerbahceliydi zaten. Tipki bu maclardan sonra
gazoz icmek icin gittigimiz mahalle bakkalimiz Haci Hayrullah’in da
Fenerbahceli oldugu gibi. Ne de olsa bizler etrafimizdaki hemen herkesin
Fenerbahceli oldugu bir donemde buyume sansina erismis bir nesildik. Belki
de o yuzden bu ihtiyari da o bilinc altimdaki kemiklesmis durtulerden
oturu hemen Sukru dedeye benzetivermistim.
Uzatmalar oynaniyordu artik. Kenardan 2 dakika ilave sureyi isaret eden
tabela kalktiginda ihtiyarin kendi kendine mirildandigini farkettim. Sonra
bulaniverdi gozleri birden. Mirildanmaya da devam ediyordu. Atkisina simsıkı
sariliverdi. Sanki gorunmez eller, atkisini ondan almaya cabaliyorlarmis
gibi atkisini kaptirmamak icin mucadele veriyordu. Bir taraftan da hala
saatine bakmaya devam ediyordu.
O kalabalikta birkac basamak asagiya inip, onun neler mirildandigini
duymaya calistim. Birazina kulak misafiri oldum.
Atkisina tekrar sarildi ve "Seni seviyorum Fenerbahcem. Ebediyete
kadar kendine yet” dedi.
Mac artik bitimisti. Fenerbahce galipti. Insanlar birbirlerine
sariliyorlar, takimi tribunlere cagiriyorlardi.
İhtiyar, benim de bulundugum merdivenlere dogru yurudu. Ayakta dururken
aglamak istedigini ve buna ihtiyaci oldugunu görebiliyordum.
Merdivenleri birlikte iniyorduk. "Birine sonsuza kadar ayri
kalacaginizi bile bile hosça kal dediniz mi hiç?" diye sorarak
adeta beni sohbete davet etti.
"Evet, dedim," diye yanitladim.
Bunu soylemek, beni anilara goturuverdi.
“Bu birisi ya Fenerbahce ise?” diyerek sorusunu tekrarladi ihtiyar.
O zaman bu ihtiyarin neler hissettigini anladim.
"Sordugum icin bagislayin; ama neden bu sonsuza kadar sürecek bir
veda?" diye sordum.
"Ben, gordugun gibi yasliyim; ve de agir bir hastalik geciriyorum.
Onumde bazi ciddi saglik mücadeleleri olacak bu yaz. Aslinda doktorlara
gore gelecek sezonu da goremeyecegim. Sanki bunun son macim olacagini
hissediyordum. O yuzden bir gunluk de olsa tedavime bugun ara verdirip, bu
maca kostum. Bu benim son macimdi genc dostum. Hic bitmesin diye surekli
saatime bakiyordum. Fenerbahcemden ayrilacagimi bildigim icin atkima
sariliyordum.” dedi.
"Mac biterken 'Ebediyete kadar kendine yet Fenerbahce' dediginizi
duydum. Bunun ne anlama geldigini sorabilir miyim?"
Gulumsemeye basladi. "Eski nesillerden kalma bir dilek. Annem ve
babam, bunu herkese soylerlerdi."
Bir an duraksadi; sanki daha detayli olarak hatirlamak istermis gibi
bakti; kocaman gülümsedi.
" 'Kendine yet' dedigimizde, karsimizdakinin onu ayakta tutmaya
yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yasam surmesini dilerdik biz,"
diye devam etti ve bana dönerek su dizeleri ezbere okudu.
"Aydinlik icinde olmana yetecek kadar gunes diliyorum.
Gunesi daha cok sevmene yetecek kadar yagmur diliyorum.
Ruhunu canli tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
En kucuk zevklerin daha buyukmus gibi algilanmasina yetecek kadar aci
diliyorum.
Isteklerini tatmin etmeye yetecek kadar basari diliyorum.
Sahip oldugun buyuklugunu takdir etmene yetecek kadar kayip diliyorum.
Ve Son 'Elveda'yi atlatmana yetecek kadar 'Merhaba' diliyorum...
Fenerbahcem...” dedi.
Sonra hickira hickira aglamaya basladi ve yurudu gitti.
|
|